Sayfalar

26 Ocak 2013 Cumartesi

HAYATIN ORTAĞI OLMAK...



Günümüzün “ergen dünyası”nı, bu dünyada geçerli olan “ergen kültürü”nü anlamaya çalışıyoruz. Çünkü bu yeni oluşumu anlayamazsak “günümüz ergenleri” ile erişkinler arasındaki uzaklık daha da artacaktır.
Yeni ergen kültürünün özellikleri içerisindeki

“hedef seçememe”,
“geleceği planlayamama”
“sorumluluk almak istememe”,
“kendini hiçbir şeye zorunlu saymadan çevresini her şeye zorunlu sayma”,
“çaba harcamadan elde etmek isteme” gibi özellikleri nasıl açıklayacağız?
En önemli etkenler arasında “sahip olma, elde etme ve kullanma” ile bunları yapabilmek için “çalışmak ve kazanmak gereği” arasındaki bağı kopartan “tüketim toplumu ideolojisi”dir.
Bu ideoloji, henüz çalışmayan ve kazanmayan gençlere

“kredi kartı vermekte”

“cep telefonları olmasını normal olduğunu” söylemekte,
“otomobil kullanarak özgürleşmeyi” önermektedir.

Gençler de bütün bunlar için yıllarca beklemek yerine bütün bunları sağlamanın anne-babanın görevi olduğunu düşünmekte, bunların “kendi hakları” olduğunu öne sürmektedirler.

Bizim yaşam kültürümüzün iki özelliği de “tüketim toplumunun ideolojisi” ile buluşmaktadır. “çocukların aşırı korunmasının ailenin görevi” olduğuna yaygın tutum ile “çocuklarla gurur duyma isteği”

Bu iki özellik de, çocukların “yaşam standartları”na ailelerin -kimi zaman ekonomilerinin üstüne de çıksa- destek vermelerini sağlayan bir tutum yaratmaktadır.
Anne babaların şu sözlerini çok sık duyuyoruz:
- Biz (ya da ben) çocuklarımız için yaşıyoruz.
- Ne yapıyorsak onlar için yapıyoruz.

- Biz çok sıkıntı çektik, onların bu sıkıntıları çekmesini istemiyoruz.
- İlerde hayatın birçok haliyle karşılaşacaklar, bari şimdi mutlu olsunlar.
- Mutlu bir çocukluk dönemleri olsun.

- Biz gençliğimizi yaşamadık, bari onlar doya doya yaşasınlar.
- Bizim yapamadıklarımızı onların yapması bizi memnun ediyor.
- Her şeyleri var, neden çalışmadıklarını anlayamıyorum.

- Hiç sıkıntıya gelmiyorlar, istedikleri hemen olsun istiyorlar.
- Her istediklerini yapıyoruz ama o bizim ne istediğimize aldırmıyor bile.
- Çok iyi çocuktur ama arkadaşlarına uyuyor.

- Aklına hiç kötülük getirmez, ne söylense inanır.
- Böyle giderse nasıl yapacak bilmiyorum.
Bu sözlerin hepsi de birbiriyle bağlantılıdır. Bu sözlerin oluşturduğu merdiven basamak basamak çıkılmaktadır. Sonuçta erişilen yer de hiç kimsenin düşünmediği, hiç kimsenin istemediği bir yer olmaktadır.

Neden?
Çocuklarımızı hayatımızın ortağı değil, refahımızın ortağı yapıyoruz da ondan.
Neden “hayatlarınızı çocuklarınıza adıyorsunuz?”
Neden çocuklarınız için yaşıyorsunuz?

Neden çocuklarınıza istemedikleri şeyleri vermek için bunca çaba harcıyorsunuz?
Neden çocuklarınıza hak etmedikleri şeyleri elde etmeleri için yükümlülük duyuyorsunuz?
Neden çocuklarınıza sorumluluk vermiyorsunuz? Şimdi almıyorlar çünkü sorumluluk vermekte çok geç kaldınız.

Neden çocuklarımızı yaptıkları yanlışların sonuçlarıyla karşılaştırmıyorsunuz?
Bu durumda çocuklar ve gençler “ailelerin onları her koşulda koruyacaklarını” biliyor.
Çocuklar ve gençler kendileri hiçbir şey yapmasalar da ailelerin onlar için her şeyi yapacaklarını öğreniyor. Çocuklar ve gençler geleceklerinin aileleri tarafından hazırlanacağına güveniyor. Onun için de kendine güvenmiyor, sorumluluk almıyor, kendisini hiçbir şey için zorlama gereği duymuyor.

Yapılması gerekenler yapılmaz, yapılmaması gerekenler yapılırsa sonuçlara neden şaşmalı?
Lütfen biraz düşünür müsünüz?

Bu yazı Erdal Atabek’e aittir, noktasına virgülüne dokunmadan sizinle paylaştım
Bence siz de çevrenizle paylaşın…
Çünkü;

Bu dönem Türkiyesinin en önemli problemidir bu konu ve eğer tedbir alınmazsa ülkemizi gelecekte temsil edecek çocuklarımız; “çok iyi eğitim almış ama kişiliği oturmamış sümsükler topluluğu” olarak tarihte yerini alacaktır ve vebali de sadece yetiştirenlerin boynuna olacaktır...
SAYGILARIMLA...

2 yorum :